yakut özcan kişisel blog: Şubat 2014

27 Şubat 2014 Perşembe

Facebook Hesabı Kalıcı Olarak Nasıl Silinir ?

Facebook'u tamamen silmek isteyen ama nasıl yapıldığını bilmeyen arkadaşlar için faydalı olacağını düşünüp paylaşmak istedim... Öncelikle https://www.facebook.com/ adresinin en altındaki "Yardım" seçeneğine tıklıyoruz. Veya https://www.facebook.com/help/ adresine tıklayarak yardım menüsüne daha hızlı gidebilirsiniz.

Daha sonra "Hesabınızı Yönetin" kısmına tıklayıp burdan "Hesapları Dondurma,Silme ve Anıtlaştırma" seceneğini seçiyoruz.




Karşımıza gelen ekrandan "Hesabımı Kalıcı Olarak Nasıl Silebilirim" kısmına tıklayıp metinin içinde kırmızıyla işaretlediğim "bize bildirin" kısmına tıklıyoruz.


"Bize Bildirin" kısmından sonrası artık klasik herhangi birşeyi silme işlemi gibi devam ediyor.İşlemi tamamladıktan sonra 14 gün boyunca giriş yapmazsanız hesabınız tamamen kapatılıyor bir daha erişim sağlayamıyorsunuz.Silmeden önce bilgileriniziz yedeğini almanızı öneririm.


18 Şubat 2014 Salı

Leyla ile Mecnun & Yakut ile ....

Bilmeyen yoktur bu diziyi diye başlamak isterdim yazıma fakat tv kanalların/ yandaş medyanın dizi saatini hep geç saatlerde yayınlamasından dolayı reytingi düştüğü iddia edildi kızıyoruz, kızgınız ama elden gelen bir şey yok ne yazık ki.. Ve bende özledim diziyi ve ufak çaplı video, resim, şiir, söz vs. paylaşacağım. Hüzün,mutluluk..

Şarkılar, Jenerikler..



Şiirler, Güzel sözler













Şimdilik bu kadar gerisi gelecek söz..

17 Şubat 2014 Pazartesi

SSH Maceraları

Naber ?
Bana gelince ise yoruldum be! Okul, iş, dershane, ehliyet kursu derken kendime vakit ayıramadığımı fark ettim ve hemen kendime eğlenceli bir uğraş bulma yolunda adımlar atmaya başlamışken VPS almak iyi olur diye düşündüm ve DigitalOcean'nın en ufacık paketini aldım 5$ :) Neyse işte baktım gördüm ki her şey SSH üzerinden kodlarla oluyor başlarda zorlansam da sonraları alıştım çoğu kodu Copy/Paste ile çalıştırdım, 2-3 kere makinaya format atmak zorunda kaldım :) Şuan ise rahata kavuştuk. Ve bu macera da kullandığım kodları buraya da yedeklemek ve benim gibi acemilerin de işine yaraması amacı ile yazacağım. Görüşmek üzere..

"$ Uptime" > Sistemin ne kadar açık olduğunu görmek için kullanılır.
"$ ls" > O an bulunduğunuz dizinde ki dosya ve dizinleri görmemize yarar.
"q" > Sonuca ulaşmamış halen sürmekte olan işlemden konsola dönmek için kullanılır.
"$ ls -l" > -l Parametresi ile ayrıntılı bir çıktı alırız.
"$ ls -la" > -la İle de gizli dosyalarımızı da görüntülemiş oluruz. 
"$ ls -la > liste.txt"  liste adında metin belgesi oluşturarak içine bütün bilgileri yazdırır.
"$ cd" > Bir üst dizine gidersiniz.
"$ pwd" > O an bulunduğunuz dizini öğrenmemizi sağlar.
"clear" > Konsolumuzu temizler.

"who" > Kullanıcıları Görüntüler.
"userdel" > Kullanıcı siler.
"&" > Komutları birleştimek amacıyla kullanılır.
"[Tab]" > Tuşu ile kod tamamlanır. 
"top" > Sistemde çalışan süreçler.
"adduser" > Yeni kullanıcı ekle.
"chmod 777" > Dosya dizin izinleri.
"apt-get install programismi" > Program yükler.
"mkdir" > Dizin Oluşturur.
"rm" > Dizin siler.
"cp" > Dosya,dizin kopyalar.
"mv" > Dosya,dizin taşır.
Şimdilik bu kadar, zamanlar yeni yazılar gelmesi dileği ile..
Bu arada DigitalOcean referans linki: DigitalOcean

16 Şubat 2014 Pazar

Aysel git başımdan seni seviyorum..


AYSEL GİT BAŞIMDAN
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...

3 Şubat 2014 Pazartesi

Nazım Hikmet R. ve Şiirleri

        Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.
Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.[4] Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.
Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı.1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı; ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal olundu. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.


Bir Fotoğrafa
Karşımdasın işte... 
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni. 
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. 
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim. 
Tıkandığım o an, 
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte, 
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim. 
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım. 
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım. 
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan, 
bitti artık hepsi... 

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme. 
Bakış açım belli oldu yine. 
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin. 
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim. 
Dağlara çarptım her esişimde. 
Yollara küfrettim her gidişinde. 

Demiştim sana hatırlarsan: 
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil, 
‘zamanla bırakmamak’tir..” 
Şimdi bana, geçen o zamanın 
Unutulmaz sancısı kalır 

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? 
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

Bir Ayrılış Hikayesi
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...

Ceviz Ağacı
Başım köpük köpük bulut, 
içim dışım deniz, 
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında, 
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz. 

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında, 
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril. 
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil 
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var, 
Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a. 
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım. 
Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u. 
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. 

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında, 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında

Piraye İçin
Ne güzel şey hatırlamak seni; 
ölüm ve zafer haberleri içinden, 
hapiste 
ve yaşım kırkı geçmiş iken... 

Ne güzel şey hatırlamak seni: 
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin 
ve saçlarında 
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... 
İçimde ikinci bir insan gibidir 
seni sevmek saadeti... 
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, 
güneşli bir rahatlık 
ve etin daveti: 
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş 
sıcak 
koyu bir karanlık... 

Ne güzel şey hatırlamak seni, 
yazmak sana dair 
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek: 
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, 
kendisi değil 
edasındaki dünya... 

Ne güzel şey hatırlamak seni. 
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine: 
bir çekmece 
bir yüzük, 
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım. 
Ve hemen 
fırlayarak yerimden 
penceremde demirlere yapışarak 
hürriyetin sütbeyaz maviliğine 
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım... 

Ne güzel şey hatırlamak seni: 
ölüm ve zafer haberleri içinden, 
hapiste 
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Piraye İçin Yazılmış 21-22 Şiirleri
22 Eylül 1945
Kitap okurum:
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim:
içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim:
karşımda sen oturursun,
çalışırım:
karşımda sen.
Sen ki, her yerde "hâzırı nâzır"ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin:
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...

23 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi...

O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!..
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?..

24 Eylül 1945
En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...

30 Eylül 1945
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel
şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...

1 Ekim 1945
Dağın üstünde:
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var
dağın üstünde.
Bugün de:
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti
bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı:
gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...

6 Ekim 1945
Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye

Yine Sana Dair
Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini, 
Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin, 
Sende uzaklığı, 
Sende; ben, imkansızlığı seviyorum. 

Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine 
Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli, 
Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin. 

Sende, ben, imkansızlığı seviyorum, 
Fakat asla ümitsizliği değil...


Yaşamaya dair
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…
1948
3
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
“yaşadım” diyebilmen için…

Kısa kısa söylediği sözler;
-Cebimde yoktu ! Yüreğimden verdim.
-O bensizliği göze aldıysa, Ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.
-Pişman değilim yaşadıklarımdan, Öfkem belki de yaşayamadıklarımdan…
-Kimselere anlatamadım ..kendime bile ..ola ki ağzımdan kaçırır, bir daha tutamam seni.
-Büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp ben artık kimseyi sevemem deme! Unutma ki, en güzel çiçekler mezarlıklarda yetişir.
-İnsanlar işine gelince değil de vicdanına değince iyilik yapsalardı; bugün çıkar ilişkileri değil, gerçek sevdalar yaşanırdı !
-Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim ; Git, ne demekti sevgilim ?
-Her gelen sevmez ve hiçbir seven gitmez unutma. Bil ki; Giden dönüyorsa sevdiğinden değil, kaybettiğindendir aslında!
-Ne kadar seviyorsun dersen ; o kadar işte.. Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin..
-Evet.. Belki umudum kalmadı geleceğimden; ama asla pişman değilim geçmişimden.
-Hapşurduğumda; çok yaşa, iyi yaşa yerine benimle yaşa deseydi keşke. Bende; sende gör değilde, emrin olur deseydim sessizce.

-Sen benim sarhoşluğumsun, ne ayıldım, ne ayılabilirim, ne ayılmak isterim!
-Kim bilir.. Masalınızın kahramanı, başka bir hikayenin figüranı olmaya gitmiştir belki de.
-Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı.
.
.
.




2 Şubat 2014 Pazar

Bütün Adam Olacak Çocuklar Adına

       Kim bilir kaç nesil onunla büyüdü... Gülpembe, Kol Düğmeleri gibi şarkılarıyla hüzünlendi. 'Baba Bizi Eversene' isimli bir filmde(Manço'nun hayatı boyunca oynadığı tek filmi) başrolde olan Manço'nun Arkadaşım Eşek, Bugün Bayram gibi şarkıları hiç unutulmadı. Bugün Türkiye'de popüler müzik tarihine adını altın harflerle yazdıran Barış Manço aramızdan ayrılalı tam 15 yıl oldu. Eğer erkenden hayata veda etmeseydi bugün tam 71 yaşına girecekti Manço... Bütün 'Adam Olacak Çocuklar' bugün onu kendi şarkılarıyla anıyor. Biz de müzik tarihimizin bu efsane yıldızını anmak istedik.
       Devlet konservatuarı klasik Türk sanat müziği hocası, sanatçısı ve yazar Rikkat Uyanık ve Hakkı Manço çiftinin ikinci çocuğu olan Mehmet Barış Manço 2 Ocak 1943 tarihinde Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesinde doğdu. II. Dünya Savaşı yıllarında doğduğu için ailesi Mehmet Barış adını verdi.
       Dört çocuklu ailede Savaş, İnci ve Oktay adlarında üç kardeşi vardı. Konservatuardaki çalışması sırasında Zeki Müren'in de hocalığını yapan Rikkat Uyanık daha sonraları Barış Manço'yla beraber televizyon programlarına da katıldı, şarkı söyledi.
       Aile kökenleri İstanbul'un fethinden sonra Konya'dan Selanik'e göç etmiş ve savaş yıllarındaki zorluklar nedeniyle I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a göç etmişti. Üç yaşındayken anne babasının ayrılığından sonra Barış Manço, babası ile yaşamaya başladı. Babasıyla birlikte sık ev değiştirdi ve Cihangir'de, Üsküdar'da, Kadıköy'de ve kısa bir süre için Ankara'da yaşadı. İlkokula abisi Savaş ve ailenin en küçük ferdi olan kız kardeşi İnci'nin de okuduğu Kadıköy Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda başladı. 4. sınıfı Ankara Maarif Koleji'nde okudu ve ilkokulu Kadıköy'deki başladığı okulda tamamladı.
       Yatılı olarak Galatasaray Lisesi'nin orta bölümüne devam etti. 1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başladı. 4 Mayıs 1959'da babasının ölümü üzerine Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak, eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladı.
       1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başlayan Manço, 1958 yılında ilk grubu Kafadarlar grubunu kurdu. Ortaokul yıllarında kurulan bu grubun kadrosu kontrabas ve akordiyonda Benar Akbaş, gitarda Ender Enön, armonikada Savaş Özgenç, vokalde Oğuz Ardeniz ve saksofonda Asaf Savaş Akat yer almaktaydı.
       Rıza Omayer ve Emre Gönenç, bateride Fikret Zolan, tenor saksofonda Oğuz Kayıhan. Bu kadroyla grup rock'n roll coverları yaparken, Barış Manço'da ilk bestesi Dream Girl'ü bu dönemlerde yaptı ve Ankara'da küçük bir müzik ödülünün de sahibi oldu.
        İkinci grubu Harmoniler'de yine Galatasaray Lisesi'ndeki arkadaşları vardı. Gitarda Mehmet Şahinbaş ve Şanal Pınar, davulda Batur Pere, piyano ve bas Osman Önder, saksofonda da Asaf Savaş Akat yer almaktaydı.
1959'da Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk konserini verdi. Bu kadro ile Grafson şirketinden 3 tane 45'lik çıkaran Manço,liseyi bitirdikten sonra Türkiye'den ayrılıp Belçika'da öğrenim hayatını sürdürmek isteyince Harmoniler dağıldı. Bu kadronun kaydettiği iki türkü Urfa'nın Etrafı Dumanlı Dağlar ve Kızılcıklar Oldu mu? yıllar sonra yayımlandı.
       1963 yılının Eylül ayında Belçika Kraliyet Akademisi'nde yüksek öğrenim görmek için Türkiye'den ayrıldı ve Belçika'ya gitmeden önce karayoluyla bir kamyonla Fransa'nın başkenti Paris'e giderek daha önce konuştuğu ünlü Fransız şarkıcı Henri Salvador'la buluştu. 
       Henri Salvador Barış Manço'nun Fransızcasını ve fazla kilosu nedeniyle dış görünüşünü yetersiz buldu ve anlaşma yapamayan Manço, Belçika'daki abisi Savaş Manço'nun yanına gitti. Belçika Kraliyet Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi görürken bir yandan da garsonluk, otomobil bakıcılığı işlerinde çalıştı.
       Bu sırada Balçikalı şair Andre Soulac ile tanıştı. Soulac sayesinde Fransızcasını ilerletti ve yaptığı besteleri değerlendirme imkânı buldu. Soulac, Manço'nun bestelerine söz yazdı. 1964'te müzik hayatına devam etmek isteyen Barış Manço Rigolo plak şirketiyle anlaşarak "Jacques Danjean Orkestrası" ile beraber çalışmaya başladı.

       Twist'ten Rock and Roll'a dönen Barış Manço'nun kayıt şartları da iyileşmiş oldu. 1964'ün Eylül ayında 4 şarkılık Fransızca iki EP çıkardı. ilk EP'de Baby Sitter ve Quelle Peste, diğer EP'de Jenny Jenny ve Un auire amour que toi şarkıları yer aldı. Plakların başarısı sonucu Fransız radyosunda yayınlanan "Salut les copins" adlı pop müzik içerikli bir programa konuk oldu. Bu EP Türkiye'ye geldiğinde radyocular Manço'yu Fransız bir sanatçı olarak düşünüp sundular. Manço bu dönemler ilk LP'sini çıkarmak istese de başaramadı.
       12 Ocak 1965'te Fransa'da, Paris'in dünyaca ünlü en eski konser salonu Olympia'da Salvatore Adamo ve France Gall'den önce sahne alarak kendi bestesi olan Babysitter'ı daha sonra Jenny Jenny, Quelle Peste, Un autre Amour que toi ve Je veux savior adlı Fransızca ve ingilizce şarkılarını söyledi.[16] Manço'nun sahne performansı Henri Salvador tarafından tebrik edildi. Aynı yıl Liège'de "Golden Rollers" adlı bir grupla konser verdi. 1966'da ise bir festivalde "The Folk 4" grubu ile Türk müziğinden örnekler sergileyerek dikkat çekti. Ancak Fransız bir müzisyenin Barış Manço'nun aksanını beğenmediği için onun plağının çalınmasını yasaklaması Barış Manço'yu derinden etkiledi ve Avrupa kariyerini sona erdiren nedenlerden biri oldu. Aynı yıl "L'Alba" adlı bir grup Barış Manço ve Andre Soulac tarafından yazılan ilk parçayı seslendirdi.
       Müzikal çalışmalarını 1970'lerin sonuna kadar yurt içinde ve yurt dışında konserler verdi. Çeşitli gruplarla çalıştı. 70'lerin ortalarında ise o dönem çok popüler olan fotoroman çalışmalarına başladı.
       1979 yılında Yeni Bir Gün adlı uzun çalarıyla müziğe geri döndü. Manço bu albümle progresif rock'ın Türkiye'deki en iyi örneklerinden birini verdi. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Aynalı Kemer gibi parçalar Barış Manço'nun halk deyişlerini kullanıp Türk müziğini, Progressive müzikle başarıyla harmanlayarak bestelediği şarkılardan.
        1981'de çıkardığı Sözüm Meclisten Dışarı adlı albümündeki Dönence isimli şarkısı, en başarılı Türk psychedelic rock olarak kabul görür. 2025'teki elektronik denemelerinin yanında Gülpembe gibi hit şarkılara da imza attı. Bu dönemde Yurt dışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede konserler verdi.
        82 sonunda, Almanya'da düzenlenecek 1983 Eurovision Şarkı Yarışması'nın TRT tarafından yapılan Türkiye elemelerine Kazma adlı şarkısıyla katıldı. Barış Manço favori olarak gösterilse de jüri tarafından ön elemede elendi ve "Aslında benim jürim elli milyondur. Esas kararı onlar verecektir. Döneceğim ve parçayı plak yapacağım. O zaman her şey ortaya çıkacak" açıklamasını yaptı.Yarışma sonrası 1983 başında Almanya'da Kurtalan Ekspres ile verdiği iki konserin ardından Berlin'deki bir gazino olan "Türkische Bazar" ile iki yıllık anlaşma imzaladı.
       O dönemde patlayan pop müzik furyasından nasibini alan Manço 1992'de Mega Manço albümünü çıkardı. Ayı, Süleyman gibi parçalarıyla dikkat çekse de kendisi de albümü çok başarılı bulmadı. 1994 yerel seçimlerinde Tansu Çiller başkanlığındaki Doğru Yol Partisi'nden Kadıköy Belediye Başkanı adayı oldu ancak rahatsızlığı üzerine seçimden önce adaylıktan çekildi.
       1992 yılında Japonya'dan konser teklifi gelmesi üzerine, 1995'te Japonya'da çok başarılı bir turneye çıktı. 1995'te Kurtalan Ekspres'in tekrar yardım ettiği Müsaadenizle Çocuklar çıktı. 

       Bu dönemden sonra müziğin kalitesinin nispeten azaldığı, özel televizyonların arttığı, reyting kavramının ortaya çıktığı günlerde Barış Manço kendini hem televizyon hem müzik ekranından çekti.
       90'ların sonlarına doğru "Kaplumbağanın Öyküsü" projesini yaratmak istedi ve demolar da kaydedildi ancak plak şirketinin isteğiyle Mançoloji adlı bir toplama albüm yapma kararı aldı. Hayranlardan gelen istekler üzerine seçilen şarkılar Kurtalan Ekspres'te de çalan Eser Taşkıran düzenlemeleriyle kaydedildi. 

       Manço müzik dışında TV için yaptığı programlarla da tanındı. 1988 yılının Ekim ayında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan "7'den 77'ye" adlı televizyon programı, 1998 yılının Haziran ayında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı.
       “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etti. Ayrıca “4 × 21 Doludizgin” adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı. 

       2 Ocak 1975 tarihli Baba Bizi Eversene, sanatçının tek sinema filmi olarak arşivlerde yerini aldı. Barış Manço bu filmde başrol oynadı ve filmin müziklerini Kurtalan Ekspres ile beraber yaptı. Sinan Çetin'in yönettiği 1985 yılı yapımı 14 Numara adlı filmin müziklerini yine Kurtalan Ekspres'le,] 1982 yılı yapımı Çiçek Abbas filminin müziklerini de Cahit Berkay'la beraber yaptı.
       1963 yılında Yeni Sabah Gazetesi'nde Sami Sibemol takma adıyla müzik içerikli yazılar yazdı. 1993 yılında Milliyet Gazetesi'nde Oku Bakiim başlığıyla konularını günlük hayattan alan köşe yazısı yazmaya başladı ve 1995 yılına kadar yazmaya devam etti. Ölümünden önce müzik hayatının 40 yılını kitap haline getirmeyi planlıyordu. 1998 yılında turizm sektörüne girerek Muğla'nın Bodrum ilçesi Akyarlar köyünde Club Manço adında devre tatil ve otelden oluşan 600 kişi kapasiteli bir tatil köyü açtı.
       Manço 31 Ocak 1999 akşamı saat 23:30 civarında İstanbul'un Moda semtindeki evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı Siyami Ersek Göğüs-Kalp-Damar Cerrahisi Hastanesi'nde aynı gece saat 01:30'da hayatını kaybetti.
       Daha önce 1983 yılında bir kalp spazmı geçirmişti. 1991 yılında Devlet sanatçısı unvanı alan Manço'nun cenazesi için devlet töreni düzenlendi


Levent Camisi'nde cenaze namazı kılındı ve Kanlıca'daki Mihrimah Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Mezarına "Gesi Bağları" yorumundan ötürü Kayseri'nin Gesi beldesinden getirilen toprak da kondu. Manço, hayranları tarafından "Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı, ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca' şarkısı eşliğinde sonsuzluğa uğurlandı.

Barış Manço 100 parça